Essays

Karanlığa Dokunmak

4 min read
Uzaklaştığımız, kaçtığımız, saklandığımız hep en karanlık tarafımızdır. Korkarız, yüzleşmek istemeyiz en karanlık taraflarımızla. Oysa en çok karanlık tarafların vardır görünmeye ihtiyacı. Hep en çok bastırılmış, göz ardı edilmiş, üzerine tonlarca baskı uygulanmış, yok sayılmış gölgeler… Halbuki gölgelerimizdir bizi var eden, bizi ayakta tutan, düşmemize engel olan. En zor zamanda bize güç veren, düşüp düşüp yeniden kalkmayı öğreten hep en görünmeyen taraflarımızdır. Ve biz oradan, karanlıktan ışık çıkarırız. Kendimiz oluruz, her yanımızla, benliğimizin her yanıyla, her noktasıyla, her duruşuyla… Karanlığa dokunmak cesaret ister, zordur onu kabul etmek, ona sırtını yaslamak, benimsemek, kendine dahil etmek. Ama bir kez kabul edildi mi insan mutluluğa ulaşır, kendiyle bir olur, barışır en kötü, en karanlık yanlarıyla. Hep suçlu olarak gördüğü, itip kenara attığı, her günahı ona yüklediği. Fakat aydınlığı tamamlayan karanlıktır, bir bütündür bunlar. O yüzden parçalı olmamak, tam olmak, benliğini bütünüyle yaşamak için insanın en çok karanlık tarafına ihtiyacı vardır. Bu bir lütuf değildir aksine bir ihtiyaçtır. Onun bize değil, bizim ona ihtiyacımız vardır. Var olmak için, varoluşumuzun bütünlüğünü görmek ve kabul etmek için, varlığımızı bütünüyle gerçekleştirmek ve onunla hemhal olmak için. Öyleyse zıtların birbirini var kıldığını hatırlayarak, sadece aydınlık ve olumlu olan tarafları değil, karanlık ve unutulmuş tarafları da hatırlamak ve kabul etmek gerekir. İnsan ancak böyle kendini anlayıp bilebilir ve dengeyi sağlayabilir. O zaman kendimizi daha güvende hissederiz, bilinmeyeni biraz daha azalttığımızı düşünüp, bilinene sırtımızı veririz. Her ufuktan doğan güneşin gölgeyi aydınlatması gibi biz de aydınlatırız içimizi. İçimiz dışımızla bir olur, görünmeyen görünenle bir olur. İşte o vakit tam olmaya, bütün olmaya daha çok yaklaşmış oluruz. Gölgeden görünmeye doğru yol alırız, gözükmemizi daha mümkün kılar görünmeyenler. Gücümüzü oradan alırız, farkında olmasak da hata bazen de yok sayıp güçsüzlüğümüzü arttırırız. Oysa insan noksanlarıyla görünmeyen yönleriyle, varolmaya attığı adımlarıyla kendi olur, biricikliğini sağlar, kendini inşa eder. Biz ise sadece onun buzdağının görünen yönleriyle o sanırız, görünmeyen kısımlarını çoğu zaman fark etmeyiz yahut yok sayarız. Tarihte her ne kadar Schopenhauer, Nietzsche gibi isimler bu karanlık tarafın, görünmeyen tarafın esas olduğunu ve belirleyici faktör olduğunu vurgulasa da çoğu zaman bu yaklaşımlar kabul edilmemiştir. Psikoloji yine farklı şekillerde bilinçdışı gibi farklı terimlerle anlamaya ve açıklamaya çalışsa da bunların hiçbiri yeterli olmamıştır. Çünkü hep bir yan üzerinden anlaşılmaya çalışılmıştır insan varlığı. Oysa onun bütünlüğünü görmek lazım, onu parçalamadan, bölümlemeden bütün olarak kabul etmek, görünen görünmeyen yanlarıyla, aydınlık ve karanlık taraflarıyla…. Bunların hepsi birbirini tamamlayan, yahut birbirini zıtlıkları üzerinden var eden etkenler değil mi zaten… Öyleyse insanı anlamaya karanlığa dokunarak, derine inerek, bütünü görerek başlamak gerek.
EK

Assoc. Prof. Dr. Elife KILIC

Department of Philosophy — Kırklareli University