Essays

Ölüm/Ölüm Olgusu Üzerine

5 min read
Ölüm üzerine düşünmek sıradan bir kavram üzerine düşünmekten hem çok farklı hem de benzerdir. Çünkü, burada ölüm bir yandan tecrübe ile ilgili bir olgu iken bir yandan da yaşarken tecrübe edemeyeceğimiz bir olgu olduğundan, esrarengizliğini daima koruyan, arkasındaki sır perdesi asla aralanamayan, ne söylersek söyleyelim ama söylediklerimizin doğruluğunu gösteremediğimiz bir kavramdır. Fakat tüm bunların yanında her canlının yaşayacağı temel gerçek olma özelliğini ve biricikliğini korumaktadır. Yine de bir kavram üzerine düşünmekteyiz. Her gün birileri ölürken, her gün birileri doğar. Ölenler, yakınlık derecesine ve aradaki yaşanmışlık derecesine göre bizlerde derin izler bırakırlar. Daha doğarken belli olan tek gerçek varsa, o da ölüneceğidir. Ne kadar özdeyişler, atasözleri ve dini veçheler vardır ölümü anlatan ve ne kadar da renksiz tasvir edilir ölüm. Hatta, kimilerini korkutur ve kimileri de düşünmek bile istemez. Öyle ya ilk yaşanıldığında aynı zamanda son yaşantı da olur. Sonrası ise insanın din anlayışına bağlı olarak anlam kazanır ya da meçhul olarak kabul edilir. Ne filozofun dediği gibi ölümden korkmam çünkü o geldiğinde ben gitmiş olacağım sözü ne de ölüm üzerine söylenen diğer sözler, ölüm algısına katkı yapsa da ölüm olgusunun yaşanmışlığını etkileyemez. Ölüm, biricikliğini de korumakla dikkat çekmektedir. Vardan yoka geçiş mi yoksa bir varoluşdan başka bir varoluş biçimine geçiş mi? Burada ilk durumda daha doğrusu bu ilk inançta, insanın tamamen yok olacağı yani ruhun ya da bedenin dışında herhangi bir tinsel gücün olmadığı anlayışı yatarken, ikincisinde sadece bu alemden başka aleme geçiş olacağına inanç vardır. Hatta bunun yanında reenkarnasyona olan inanç ile de insanın sürekli farklı bir bedende dünyaya gelmesi fikri de bazen söz konusu olur. Tüm bu açıklamalar ölüm hakkında bazı gerçekleri hatırlatsa da netice de yorum olmanın dışına çıkamamaktadır. Bu sebeple öldük, ölüyoruz ve ölmeye de devam edeceğiz. Zaten her günümüz, hep yeniden doğuşumuz değil mi? Öyleyse nasıl anlamalıyız ölümü? Her an ölüp doğuyorsak, varlıktan varlığa geçiyorsak… Değişimin kendisi zaten ölüm değil midir? İlla bir uçurumun kenarında, bir girdapta mı aramak lazım ölümü. Ölüm, zaten her kalp kırışıımızda, her solgun yüz yarattığımızda, her nefretimizi dünyaya kustuğumuzda yanıbaşımızda, içimizde değil midir? Neden hep ölümü dışarda en uzakta ararız ki? Bir Eylül günü dalından bir hışımla kopan ve dalgalan dalgalana yere konan yaprağın ölümünü kim anlayabilir? Kim anlayabilir henüz uçmayı yeni öğrenen kelebeğin ne kadar hızlı yaşarsa yaşasın sona en hızlı şekilde yaklaştığını? Ölüm, her yerden esiyor, her çocuk bağrışında, her annenin ağlayışında ölüm kokusu var ve bitmez tükenmez sahte hayatlar, zaten ölü değil midir? Neden hala anlayamıyoruz ölümü, belki de anlamak istemiyoruz. İşimize gelmiyor anlamak, ölümü bile bile yaşamak, her nefesin son nefes olacağını bile bile yaşamak zor geliyor. O zaman, kaçış vakti, ölümden saklanma vakti kendinden kaçabildiğin tek yer yine kendin, dönüp dolaşıp kuyruğuna basan insan, kendi kaderinden nereye kaçabilirsin ki? En son halkaya varmadığını mı düşünüyorsun. Bu hayat solarken, birileri daha iyi yaşasın diye sen zaten ölü değil misin? İnsanlığın sadece adının kaldığı bir zamanda ve en büyük mekanlara bile sığamazken insan, kendi kuyusunda çoktan kaybolmamış mı zaten? Neden bu korkaklık, hala bir ışık mı bekliyorsun hakikatten, hala sana uzanan bir el mi olmalı? Sen kendi kuyunda kayboldun, sen kendi hayatın için kendini her an öldürdün ve öldürmeye de devam ediyorsun. Şimdi tekrar düşün, hangi ölümden korkuyorsun? Hangi son seni sana geri getirecek ve hangi sınır seni evrenine hapsedecek? Bırak aksın hayat, bırak aksın ölüm, ruhun dehlizlerinde kaybolsun, kaybolsun ki yeniden kanat çarpsın özgürlüğe, hayata, umuda, kaybolmazsan kendini bulamazsın, küllerinden doğmak istiyorsan, savrul, kırıl, dağıl, bütüne karşı parça ol, okyanusta damla ol, yeniden doğmak için gölgede kaybol karanlığın yettiğince.. Ama ölüme karşı yaşamla uğraşma, ölümle beraber yaşamaya bak…
EK

Assoc. Prof. Dr. Elife KILIC

Department of Philosophy — Kırklareli University