Deneme Yazıları

Bir Kente Alışmak (Londra Örneği)

4 dk okuma
Bir şehre ilk kez girince hemen sevemezsiniz, alışamazsınız hatta şehirle aranızda camdan duvarlar örülüdür, tıpkı o şehrin insanlarıyla olduğu gibi. Hele de sizden tamamen farklı bir kültür farklı bir dil ve yaşantıdaysa. Oysa tek gereken şey zamandır. Sokaklarına iyi bakın, caddelerine, duvarlarına, insanlarına, kaldırımlarına… Başta size yabancı olan her zerresi, zaman içinde size kendini açmıştır, siz ona alıştıkça o da içinize siner, yavaş yavaş derine doğru iner. Ve sevmeye başlarsınız o şehri, alışırsınız, birçok güzelliklerini gördüğünüz gibi olumsuzluklarını da görürsünüz. Ama kabullenirsiniz şehri, olduğu gibi, doğal, sıcak, içten. Sabah gün doğumlarındaki şaşkınlığını ve ışıltısını, sisler içinde kaybolan gizemini, nehre vuran ay ışığını, metrolardaki müzisyenlerini, günbatımındaki utangaçlığını ve zarafetini, insanların gülüşünü. Yeni bir şehir yeni bir bakıştır, yeni insanlar getirir hayatınıza ve oraya ait olduğunuzu hissetmeye başlarsınız. Artık siz onu anlıyorsunuzdur ve o da size gülümsüyordur. Nerede en güzel kahveyi yudumlayacağınızı, nerede en sakin vakit geçireceğinizi, nerede kalabalıkta kaybolacağınızı ve nerede sıcak bakışlar bulacağınızı çok iyi bilirsiniz. Bu şehirlerden sadece biridir Londra, çoğu zaman sisler içinde ve soğuk olan, başta sürekli yağan yağmuruyla insanda bir bıkkınlık yaratan ve sürekli melankolik bir hal yaratan şehir. Oysa zamanla bunlara alıştığınızı görmek, çok şaşırtıcı gelecektir. İlk başlarda gri bir tablo gibi olan şehir, size tüm renklerini zamanla göstermeye başlar, o zaman Londra gerçekten "London" olur. Bir şehre alışmak onunla nefes almaktır, onun ritmini yakalamak, onunla uyumlu hale gelmektir. Sokaklarından geçerken tanıdık yüzler, bildik kokular, alışılmış sesler sizi karşılar. Artık o şehir sizin de bir parçanızdır. Kahvenizi nerede içeceğinizi, hangi parkta oturacağınızı, hangi sokaktan kestirme gideceğinizi bilirsiniz. Londra'nın parkları başlı başına bir deneyimdir. Hyde Park'ın görkemli ağaçları, Regent's Park'ın gül bahçeleri, Greenwich Park'tan Thames'e bakan manzara… Her biri ayrı bir dünya, ayrı bir nefes alma alanıdır. Parklar şehrin akciğerleridir ve Londra bu konuda çok cömert davranmıştır. Yeşilin her tonunu bulabilirsiniz bu parklarda, özellikle ilkbahar ve yaz aylarında doğanın tüm güzelliğiyle karşılaşırsınız. Kitapçılar, Londra'nın ruhunun bir parçasıdır. Charing Cross Road'daki ikinci el kitapçılardan, Foyles'un devasa raflarına, Daunt Books'un zarif atmosferine kadar her kitapçı ayrı bir keşiftir. Saatlerce kaybolabilirsiniz raflar arasında, yeni dünyalar keşfedersiniz her kitapla. Londra, okuyan bir şehirdir, metroda, parklarda, kafelerde her yerde elinde kitapla insanlar görürsünüz. Pazarlar, Londra'nın en renkli yüzüdür. Borough Market'ın lezzetleri, Camden Market'ın çılgınlığı, Portobello Road'un antika dükkânları, Broadway Market'ın hafta sonu neşesi… Her pazar ayrı bir kültür, ayrı bir tat, ayrı bir deneyimdir. Londra'yı gerçekten tanımak istiyorsanız pazarlarını gezmelisiniz. Müzeler ve galeriler, Londra'nın entelektüel ruhunu yansıtır. British Museum'un kadim uygarlıkları, Tate Modern'in çağdaş sanatı, National Gallery'nin başyapıtları, Victoria and Albert Museum'un tasarım hazineleri… Üstelik çoğu ücretsizdir, bu da Londra'yı sanat ve kültür açısından erişilebilir kılan en önemli özelliklerinden biridir. Kütüphaneler, şehrin sessiz sığınaklarıdır. British Library'nin görkemli okuma salonları, küçük mahalle kütüphanelerinin samimiyeti… Londra, bilgiye ve öğrenmeye değer veren bir şehirdir ve bunu her köşesinde hissedersiniz. Thames Nehri, Londra'nın can damarıdır. Nehir boyunca yürümek, şehrin tarihini ve bugününü aynı anda yaşamaktır. Tower Bridge'den Westminster'e, Greenwich'ten Canary Wharf'a kadar nehir size şehrin farklı yüzlerini gösterir. Akşamları nehre vuran ışıklar, gündüz saatlerinde teknelerin bıraktığı izler, her biri Londra'nın ayrılmaz parçalarıdır. Şehir sarar sizi, siz de şehrin büyülü ışıltılarında kaybolursunuz. Siz şehri tanıyıp şehir küçüldükçe aslında tüm yaşantınızla şehir içinizde büyür. Artık şehir sadece basit bir mekan, bir şehir değildir, kimliğini siz de tanımaya başlarsınız.
EK

Doç. Dr. Elife KILIÇ

Felsefe Bölümü — Kırklareli Üniversitesi